geçen sabah evden amaçsızca çıktım. ayrancı pazarına kadar indim, tezgahlarda ikinci el ürünler satılıyordu. 60ların dergileri, ajda'nın plakları, kartpostallar, giyinmekten aşınmış deri çizmeler, kim bilir hangi hanımefendinin siyah dantelli eteği, kristal harp okulu mezuniyet plaketi, büfeden çıkarılmaya kıyılmamış kahve fincanları... hangi geçmişe ait, hangi ölüye, hangi bıkkına... tüm bu düşüncelerle suntadan bozma tezgahların arasında dolaştım. sonra cemal süreya parkındaki banklardan birine oturdum, elimde kahvaltımla. bir içecek ve bir kruvasan. karşımdaki banka karton parçaları seriliydi. kırmızı bir eşofman üstü de kıvrılıp yastık yapılmışçasına bükülmüştü. yüzüm düştü. bir süre daha oturdum. bir amca geldi, başıyla selam verip yan banka oturdu. ikinci el pazarından aldığı mont ve kazakları incelemeye koyuldu. içeceğimi bitiremedim. yazanlar sokaktan kuğulu parka geçtim. minik bir çadır vardı. sokak köpekleri için imza toplanıyordu ama henüz sabah çok erken olduğundan kimseler yoktu. imza masasının ardındaki bir şiltenin üstünde siyah bir sokak köpeği kıvrılmış uyuyordu. tüm o afişleri bekliyor gibi, iyiliği seziyor gibi...
sessizce kuğuları izleyemeye başladım. turuncu yelekli belediye işçisi elinde yeşillikle dolu bir kasayla yanaştı korkuluklara. marulları göle attı avuç avuç. siyah kuğular kocaman açtılar kanatlarını kekmeye başladılar suda yüzen yeşil yaprakları. ben de tunalı'ya yöneldim. kulağımda doksanlarda kalma bir şarkı, yürüdüm... yürüdüm. tesadüf bu ya tunus caddesinde erkek kardeşime denk geldim. bir adama gülüyordu. beni görmemesi için birkaç adım geri attım. çalıştığı yeri söylemişti ama tam bu noktada olduğunu bilmiyordum. kapının önüne neden çıktığını da anlamadım, bir adam araba park etmeye çalışıyordu can da ona gülüyordu. doğrusu can'ı, takım taklavat müdür görmek hoşuma gitti zira evde kombini hep aynı. şort-tişört kışları da şort-depresyon hırkası. o içeri dönünce ben de kendimi fark ettirmeden otelin önünden geçip kızılay'a indim. sokaklar bir bir değişti, kulağımdaki şarkılar da. bu şehirde arayabileceğim pek insan yok. gerçi hiçbir zaman hayatımda çok insan olmadı. bunu tercih ediyorum çünkü bazı insanlarlayken rol yaptığımı düşünüyorum. zoraki bi burcuyum sanki. rol yapmaktansa hiç orada bulunmamak daha iyi. yalnız yürümenin tadı da başka tabii. küçük detayları fark etmek, durup üstüne düşünmek hatta fotoğrafını çekmek ayrı bir haz veriyor bana. bunu ikindi vaktine kadar sürdürdüm. on üç km yürüdüğümü söylüyordu telefonum. doğrusu öyle miydi hiç fark etmedim. bünyemden çok buna zihnimin ihtiyacı varmış. gerçekten iyi hissettim.
Hoşgeldiniz yürümek iyi geliyor insana. Benim çevremde de kimse kalmadı bazen üzülüyorum yalnız kaldım diye. Hülya
YanıtlaSilseçilmiş yalnızlık güzeldir, hoş buldum.
SilBir kez daha, hoş geldin öyleyse:)
YanıtlaSilhoş buldum ❀
SilYazınız bana çok iyi geldi. Başta ilgiyle okuyordum, çok geçmedi içimdeki bir nokta cızırdadı, neden bilmiyorum az daha duygusala bağlıyordum. Gözlerim bile dolmuş olabilir. Sonlardaysa... Ben de tek yürümeyi, keşfetmeyi, üstüne bir de fotoğraf çekmeyi çok severdim. Artık neden yapmıyorum ki?
YanıtlaSilBu arada yazılarınızı özlediğimi fark ettim. Giflerinizi de. :)
sevgili ilkay sizin de yorumunuz bana çok iyi geldi, giflerimi unutmamış olmanız da çok tatlı.
SilHer zamanki gibi manzarayı, insanları çok güzel betimlemişsin Burcum. Yazından Ayrancı taraflarında olduğunu tahmin ediyorum; ben de Keçiören'deyim. Yeni insanlarla tanışmak, yeni komşuluklar kurmaktan ben de ürküyorum; aynı frekansta insanla tanışmak zor; kendi duygularımı yazmışsın gibi geldi:) aslında bir yanım sever de ama bir yanım çekinir...sahi Tatlış'tan sonra yeni bir köpek ya da kedi aldın mı diye merak ettim. Sorayım dedim. Ben alamadım, bu yaşta artık olmaz dedim ama içim gidiyor.
YanıtlaSilSevgilerimle.
müjde ablacığım tatliş'ten sonra olmadı ama ailemize iki kedi katıldı. erkek kardeşim babaları, bir ara hikayelerini paylaşırım.
SilHoş geldin Burcu... özlüyorum yazılarınızı, okuyunca daha iyi anladım özlemişim. <3
YanıtlaSilah çok teşekkür ederim ❀
SilSen Ankaralı olmuşun ben kaçırmışım... Seni ve yazılarını özlemişim, bulduğuma gördüğüme sevindim. Yalnızlık konforunu sevişini unutmadım, Ankara kalabalıkta yalnız kalmak için güzel bir seçim.
YanıtlaSilDaha sık yaz daha çok burda ol daha çok anlar.. Blog dünyası da kulağında müzikle yürümek gibi aslında.
Sevgiler
yalnızlığı sevdiğimi de unutmamış bak ya ❀
SilHoş geldinnn :)
YanıtlaSilBu satırları okuyunca Ankara'yı özlediğimi anladım dahası yazılarını okumayı ne çok özlediğimi fark ettim.
YanıtlaSilben de yazmayı özlemişim.
Sil