Sayfalar

Pazar

17.5.26

bugün saçlarıma çiçekler yağdı. bir sakura ağacının altında oturuyordum. hava biraz serin, biraz kararsızdı. üstümde bahar dalları vardı; ince, hafif, neredeyse titreşen... ve o dalların arasında açmış pembe çiçekler… sanki fazla nazik bir şey gibi havada asılı duruyordu. kışın kuru ve sert görünen o ağaçların içinde gizli bir bahar taşıdığını bilmek, insana farklı şeyler düşündürüyor: demek hiçbir şey gerçekten bitmiyor, sadece mevsimi değişiyor. hayat bazen tam da böyle dönüşüyor; gürültüyle değil, usulca. büyük cümlelerle değil, küçük işaretlerle.

sonra bir anda rüzgar yükseldi ve saçlarımı dağıttı. yüzümde, boynumda, omuzlarımda bir dağınıklık kaldı. toparlamaya çalışmadım. zaten bir anlamı yoktu. ağacın üstündeki pembe çiçekler de kopup her yere yayıldı. sanki dallarda değil de havanın içinde açıyorlardı. yere düşen her çiçek toprağın rengini değiştiriyordu. dünya kısa bir süreliğine pembeye bulanıyordu. saçlarıma değen ilk çiçeği hatırlıyorum. hafifti, neredeyse yok gibiydi ama yokluğu bile hissediliyordu. bir anlığına orada durdu, sonra biraz daha çoğaldı. her şey yumuşak bir pembe sessizliğe büründü. çiçekler biraz rüzgarla savruluyor, biraz güneşle soluyorlardı. fazla kırılgandılar, tıpkı benim gibi. sanırım hafifçe dokunulsa çözülüverecek bir taraf taşıyorum içimde.

ve pembe… her yere yayılan o hafif pembe, her şeyi bir süreliğine de olsa iyileştiriyordu.


8 yorum:

  1. Mevsimler, yapraklar, fidanlar ve daha nicesi... Öylesine kendi akışında kendi zamanında akıp gidiyor ki çoğu zaman fark edemiyoruz bile. Bazen sadece bir kulak vermek bir bakış atmak bile yetiyor onu anlamaya. Çünkü o ne bir yere kaçıyor ne de bir acelesi var. Sabırsız ve zamansız olan sanırım biz insanlarız.

    Bu arada nedense sakura ağaçları bana hep huzur vermiştir. Yazıyı okuyunca bile hemen o huzuru hissettim. Çok iyi geldi.😇

    YanıtlaSil
  2. Burcu, burası dikmen vadisi mi? sakuralarıyla meşhur 40 yıllık ankaralı olarak, bu aralar Danimarka’ya sıklıkla gidip geliyorum. yazını okurken zihnim beni bir anda Ankara'dan alıp Kopenhag’daki o devasa Frederiksberg Parkı’na (Frederiksberg Have) fırlattı. Orası da tıpkı bir vadi gibi, saray bahçesinden çıkma asırlık ağaçları, kanalları ve o uçsuz bucaksız yeşilliğiyle insanı dünyanın gürültüsünden tamamen koparan bir sığınak gibi. Çiçekler sadece saçlarına değil, yazdığın her cümleye de konmuş gibi… okurken içim yumuşadı Burcu <3

    YanıtlaSil
  3. Ah Ankara'da hâlâ sakuralar var demek? Geç kalmışlar ve ne iyi etmişler.. Her mevsim ben de bu anı yakalıyorum ve diyorum ki: "pembe kar yağıyooooor" :)

    YanıtlaSil
  4. "Saçlarından ödünç ver...Dört bahar geçti çiçek kokusu öpmedim."
    niyeyse mırıldanıverdi rüzgar bu şiiri :)

    YanıtlaSil
  5. Ne güzel ortam.
    Biz de bugün biraz parkta oturduk muhabbet ettik. Biraz da rüzgara maruz kaldık. Fakat bize pembe çiçekler eşlik etmedi.

    YanıtlaSil
  6. Çok güzel yapıyorsunuz bu tür tasarımları :) saçlarıma düşseydi ben de hiç rahatsız olmadan dururdum öyle.

    YanıtlaSil
  7. Güneş çarpması gibi pembe çarpması var mı acaba şuan onu yaşıyorum da :)

    YanıtlaSil
  8. çiçekler biraz rüzgarla savruluyor, biraz güneşle soluyorlardı. fazla kırılgandılar, tıpkı benim gibi. Galiba ben de senin gibi fazla kırılganım.

    YanıtlaSil