sıklıkla muz bahçeleri arasından sahile iniyorum. merkez plajlarda şimdiden şezlonglara uzananlar, denize girenler varken akdeniz'in, tarlalarda son bulan çıkmazlarında olmak daima iyi hissettiriyor. burada açıkta dolaşan balıkçı tekneleri dışında kimseler olmuyor. denizin laciden yeşile dönen renklerini izliyorum uzun uzun. sonra kayalar üzerinde oluşan irili, ufaklı doğal havuzların başında buluyorum kendimi. adeta bi sualtı belgeselinin içindeymişim gibi. bağdaş kurup, suyun şıpırtısı eşliğinde deniz canlılarının kendi yollarında minik ama telaşlı hareketlerini seyrediyorum.
rengarenk deniz salyangozlarının o zarif bacaklarını açarak pıtı pıtı suda süzülüşlerinin, kabuklarına çarpıp kırılan güneş ışınlarının suda oynaşmasının peşine takılıp gidiyorum.
dalgalarla sahile vurduklarında deniz kabuklarını toplamayı seviyorum ama salyangozları almadan evvel içlerini kontrol ediyorum. kabuk evde birileri varsa yeniden denize atıyorum. dekorasyon için deniz yıldızlarını ve deniz dikenlerini güneş altında susuz bırakarak kurutanlardan değilim.
gelelim anemonlara, spagetti gibi suyun içinde kıvrılanlar deniz şakayıkları. her ne kadar isimleri bitkileri çağrıştırsa da bunlar hayvan. bilmeyenler yosundur deyip, basıp geçebilir ama bu hayli can yakar. bu canlılar, çevresinde olan bitene karşı oldukça duyarlı. bir kayanın dibinde açmış çiçekler gibi balçıkta öylesine duruyormuş izlenimi verse de suya eğilip parmağımı yaklaştırdığımda adeta mıknatıs gibi bana doğru çekiliyorlar. tutunma ve yapışma özelliğine sahipler. bata çıka yüzüşü onları sevimli kılsa da dokundukları an balıkları felç eden bi zehirleri var. bizleri de yakıyorlar. ciltte bıraktıkları kızarıklık aylarca geçmeyebiliyor. su topluyor, kabarcıklar oluşuyor. buna süngerci hastalığı dendiğini duymuştum. sanırım deniz süngeri toplayanların anemonlara sık teması sonucunda bu adı aldı. daha net görülmesi açısından bu defa çektiğim sahneyi büyük paylaşıyorum.
* * *

Oturup saatlerce izlenesi :)
YanıtlaSilkesinlikle
Silçok hoşa giden bir anlatı olmuş, kaleminize sağlık
YanıtlaSilteşekkür ederim
SilSu altında biki dediğim hayvan, hayvan dediğim bitki çıkıyor:) belgeselleri izlerken baya şaşırıyorum haliyle.
YanıtlaSilisim ve şekiller de iç içe
SilBelgesel tadında bir yazı olmuş. Çok iyi:)
YanıtlaSilteşekkür ederim turgay
SilO kabuk nasıl yürüyor ya acayip sevimli
YanıtlaSilçok tatlılar
SilDenizin altını tonlarca ağılıkta ki suyu düşünmek nefesimi kesiyor ama bir yandan da o yaşama hayran oluyorum. Ne narin canlılar deniz anemonları :))
YanıtlaSilöyle narinler ki tehlikeli oldukları gerçek gibi gelmiyor
SilNe güzel anlatmışsınız. Sizinle sahile indim sanki :)
YanıtlaSilçok teşekkür ederim tülin hanım
SilGörünüşünden hiç tahmin etmezdim. Korkunçmuş.
YanıtlaSiltuzak kuruyorlar
SilSahil anlatımınızı çok sevdim, görmüş kadar oldum:) denizi seviyorum ama deniz altı beni çok ürkütüyor yüzerken genelde düşünmemeye çalışırım:)) Elinize sağlık.
YanıtlaSilsizin gibi iyi bir okurdan bunları duymak ne güzel
SilBen de seninle sahile gittim deniz kabuğu topladım sanki :)
YanıtlaSilHuzurlu bir yazıydı..Ankara da yaşayınca denize özlem çok oluyor :)
birlikte küçük bir serüven yaşadık desenize
SilBelgeselci iş başındaydı :)
YanıtlaSil:/
SilAnemon diye bir bitki de var ama değil mi? Kafam karıştı şimdi...
YanıtlaSilevet dağ lalesi olarak da geçiyor
Silbirşey diycem spagettilerin içi nasıl tekrar bir videoda onu da gösterir misin :)
YanıtlaSilelbette
SilÇok verimli bir okuma oldu benim için. sizinle birlikte sahildeydim sanki
YanıtlaSilçok teşekkür ederim
Silböyle hissettirmiş olduğuma çok sevindim inanır mısın ilkay
YanıtlaSilBir rüyayı okur gibi okudum,anlatım insanı bir rüyanın içine sürüklüyor.Pandemide deniz sahilinde..😊
YanıtlaSil