hayata olan ilk öfkemin adı toni. toni benim ilk arkadaşım, köpeğim, oyundaşım... toni de benim gibi kelebekli. kelebek, içerisinden trenlerin geçtiği bir çukurova köyü. evimiz olan okul lojmanı, eteklerini ayçiçeklerinin nakşettiği bir tepede kuruluydu. buradan kuş bakışı tenleri izlemek en sevdiğim oyundu. çukurova expresinin sesini toni benden evvel duyar, neredeysem koşarak yanıma gelirdi. beraber uçurum kenarına giderdik. yan yana oturur, treni beklerdik. uçsuz bucaksız pamuk tarlalarının arasında yılan gibi süzülerek geçerdi tren. aşağıdaki istasyonda durur, bırakacak yükü ya da yolcusu varsa indirir, güney'e doğru giderdi.
trenler çoğunlukla, anne ve babamın derste olduğu saatlerde geçerdi. olur da annem beni o uçurumun kenarında bulursa, akşamında evde halamın duyamayacağı alçak sesli kavgalar yaşanırdı. bana bakması için halam bizimle kalıyor, üstelik bunu maaşlı yapıyordu ama uçarı halleri vardı işte. çoğunlukla küçük el aynasında, yüzünü, gözünü düzeltir köy bakkalına götürürdü beni. bakkal, okula hayli uzak olduğundan; varmadan evvel cebinden küçük yaldızlı aynasını çıkarır son kez yüzüne bakardı. bunu neden yaptığını sorduğumda, "terledim mi ona baktım." derdi. "peki ben terlemiş miyim, bana da bak" diyecek olursam, ne dediğime aldırmadan: “abime söyleme bak bugün buraya ikinciye geldiğimizi.” diye tembihlerdi.
bakkalın önünde asma yaprakları ile bezeli bir çardak ve birkaç masa vardı. askerler orada oturur, tütün ve çay içerlerdi. bazen babam da o çardak altında otururmuş. bunu hiç görmedim, annem çamaşır ya da bulaşıktan hıncını alırken, "git komutanınla, çardak altı içki masanda kurtar yurdunu." diye söylenirdi. komutanı biliyordum, burada en saygı duyulan adamdı. darbe komutanı değilmiş, öyle derlerdi. darbe neydi bilmiyordum ama beni bir şekilde etkilediğinin farkındaydım. darbe gelmeseymiş kimliğim farklı olacakmış. gerçek bilgilerimin yazılı olduğu ve adımın farklı olduğu bir kimlik taşıyabilecekmişim. aslında adımı seviyordum. köyde kimsede yoktu. anlamından mütevellit güzel koktuğumu düşünürdüm ama halam beni banyoya sokarken hep, "köpek gibi kokuyorsun." derdi. bu beni güldürürdü çünkü toni ile bütünleştiğimi düşünürdüm. bence halam iyi koku alamıyordu inekler daha baskın koktuğu halde bir defa olsun ahır korktuğumu söylememişti. ahırda atların ya da ineklerin bacaklarının arasında dolaşmayı severdim. “yaklaşma sakın süser.” diye uyaran çok olurdu ama bir kez olsun hayvanların canımı yaktığını hatırlamıyorum.
bir keresinde köy çeşmesinde meziyet'i süsmüştü bir öküz. meziyet, çok kabaydı onu hiç sevmezdim. yüzü keselenmekten kızarmış gibiydi, sanki banyoda yaşıyordu. onu ne zaman hayvanlarla görsem elinde büyük bir değnek olurdu. hayvanların canını acıtmaktan çekinmiyordu. inek ve keçiler gibi garip sesler çıkarır ve onları ittirirdi. meşe ağacından koparmış elindeki dalı. iyi ki cevizden koparmamış, babam ceviz ağacı için "dalları çok sert." derdi. o gün hayvanları yalağa getirdiğinde öküz altına almıştı meziyet'i. kim bilir ne yaptı pancar suratlı, yok yere eziyet eder mi hayvancık. meziyet'in ailesi de bizi sevmiyormuş. babamı, kitapları yüzünden ihbar edenler de onlarmış. bunu herkes biliyor fakat babasının büyük toprakları olduğundan konuşmaya yanaşmıyorlarmış.
yaz gelip, okul kapanınca babam halamı adana'ya gönderdi. halam çok ağladı. asker ile bir daha görüşemeyeceğini düşünüp üzülmüş olmalı. zaten biz de kalıcı değilmişiz. birkaç ay sonra, şehirden bir zarf geldi. mersin'in bir köyüne taşınmamız gerekecekmiş. annem, artık şehirde çalışmayı hak ettiğini söyleyip, ağladı. bütün bunların nedeni siyasiymiş. siyasi denen şey beni de ağlatıyordu, kelebek'ten ayrılmak istemiyordum. üstelik gideceğimiz köyün adı çok çirkin; parmakkurdu bu beni korkutuyordu. kurtlu parmaklıların içerisinde ne yapardım?
birkaç parça eşya dışında yanımıza pek bir şey almadık. önce biz araba ile yeni köye gidecek oradaki lojmanın durumuna göre buradaki eşyalarımızı alacaktık. toni, bizimle gelmedi annem daha sonra onu kamyonla beraber aldıracağımızı söylediyse de ikna olamıyordum. kamyon kasasında yolculuk yapması fikri hoşuma gitmemişti. düşüncelerimin önemsenmesi için kaç yaşında olmam gerekiyordu bilmiyordum ama artık çocuk olmayı sevmiyordum.
diğer köye gitmemiz beklediğimden uzun sürdü. bu süreçte annem bizi eskişehir'e anneanneme götürdü yaz bitimine kadar orada kaldık. eskişehir'den hoşnamıyordum. bi şeyler ters gittiğinde hep oraya gidiyorduk ve oradayken annem babamla uzun süre konuşmuyordu. babamdan ayrı olmak beni üzüyordu. ya bizi almaya hiç gelmezse... anneannem sabahları haşhaşlı gözleme yapıp uzun kahvaltı sohbetlerinde babamı kötü anıyordu. dinlememek için sofradan yarı aç kalkıyordum ve öğlen olmadan acıkıyordum. kahvaltı tabağımı bitirmemiş olmam annemi hiddetlendirmeye yetiyordu. bahçedeki kiraz ağacına tırmanıp babamı özlüyordum. ablam kirazlardan küpeler yaparak mutlulukla süslenirken ben sadece terk edilmek korkusunu yaşıyordum. babam yoksa, yanımda olan kimsenin önemi yoktu.
sonra bir sabah babamın bahçe kapısınının aralığında öylece durduğunu gördüm. seslendiğimde bana doğru geldi. kiraz ağacının dallarından babamın kollarına indim. babam bana gülümsedi. hatta bu öylesine kocamandı ki bıyıkları bile gülümsedi. beraber kelebek'e döndük. komutan ve muhtar istasyonda karşıladı bizi. komutan, babama candan sarılıp, "hoş geldiniz, kamyon ve eşyalar hazır. kitaplarını bizzat paketledim." dedi.
babam, "sağ olasın, ya toni? bak toni'yi soruyor benim küçük kız." dedi. komutan sessiz, muhtara baktı.
"köpeğe zehir atmışlar hocam. enikleriyle beraber öldü."
babam öfkeyle: "ne diyorsun sen muhtar? kim niye yapar bunu."
"bilmiyoruz hocam."
"ben biliyorum yavuz denen iblisin işi bu."
yavuz, meziyet'in babasıydı. babama duyduğu nefreti köpeğim ve onun doğmamış bebeklerinden çıkarmıştı. tonim anne olacakmış. bunu bilmiyordum. bilsem gider miydim? hem ben gitmek istemesem de nasıl direnebilirdim, ağlasam faydası yoktu ne ki sonunda çocuk burcu ailesinin dediğini kabullenmek zorunda kalmaz mıydı?
o günden sonra her meziyet'ten, yavuz'dan isimleri değişse de hayvanların canını acıtan tüm iki ayaklılardan nefret ettim. beni bir valiz gibi babamdan uzağa taşıyan bütün o trenlerden, otobüslerden, gözleme kokusundan, küpe olan kirazlardan, olmayanlardan da. ben o günden sonra dallardaki tüm kirazlardan nefret ettim.
Of be çocuk, nasıl yazmışsın böyle.. okudum içim çıktı içimden, sığamadım. Çocuk olmak var ya, dünyanın her yerinde en zor iş :((
YanıtlaSilAcı hatıralar insanın yakasını bırakmıyor ne yazık ki.. Halbuki o zaman insanlar daha duyarlı , daha iyiydi.. Ama gelin görün ki o iki ayaklı mahluklar her dönem, her yerdeler:( Bitmediler bir türlü..
YanıtlaSilÇok acı yaşanmışlıklar insanın insana yaptığı. Maalesef acılar katmerleşerek artıyor. Sevmeyi bırakmışım. İçimiz öfke dolu kusacak yer arıyoruz. Kendi kanımızda boğulmamak için birilerinin canını acıtıyoruz. Kısa günün kararları ile avunuyoruz. Kaleminize sağlık. Sevgiler.
YanıtlaSilBeni vurdun
YanıtlaSilAh be cancağazım ♥
YanıtlaSilŞu dünya senin gibi güzel insanların yüzü suyu hürmetine dönüyor.
Sevgi varken,paylaşmak varken insanların bu kadar kinci ve öfkeli oluşunu bu yaşa geldim, hala anlayamıyorum
Tebessüm ederek hatırlanacak zamanlardaki anlar merhametten yoksunlar yüzünden tuz basılan yaraya dönüyor :(
YanıtlaSil....
YanıtlaSilçocukların yanında annesi yada babası hakkında konuşmak çok kötü izler bırakıyor. Ben de yaşamış biri olarak sizinkine tezat babamla hiç iyi ilişki kuramadım. O günleri hatırlatan şeylerden de nefret ediyoruz haklı olarak. İnsanlar acımasız. Hülya
YanıtlaSilçocukken yaşanan olumsuz hatıralar unutulmuyor...
YanıtlaSilBir yazının içinden tren geçtimi ben tamam zaten. Ama sen de yazmışsın be! Sakın bir daha buralardan uzaklaşma. Tadı damakta kalsın eyvallah da... çooookkkkk beklemek zor be:)
YanıtlaSilİçimizi parçaladın. Daha iyi hayatlara...
YanıtlaSilBıyıkların gülümsemesi... Çok güzel yazıyorsun.
YanıtlaSiltoni anne olacaksa,zehirlenmeden önce hamileydi sanmıyosam,çok kötü olmuş..😒
YanıtlaSilİyi bayramlar Burcu
YanıtlaSilNasıl güzel yazmışsın... Dilin sade ve çok gerçekçi; kapılıp gidiyor insan.
YanıtlaSilEmeğine, kalbine sağlık.
YanıtlaSilBir insan nasıl bu kadar kötü olabilir? Toni'ye, bebelerine ve sana, ailene yaşattığının 100 mislini yaşasın iblis.
YanıtlaSil