doksanlardı, cemal paşa'da binalar dikine yükselmemişti henüz. kuva-yi milliye caddesinden aşağıya dönen kavuncuyu ilk ben görürdüm. tahta bi tablası vardı, üzerinde mavi muşamba ve son kalan birkaç kavun, kimsenin almaya yanaşmadığı... apartmanın aşağısında bir manav vardı ancak oradan hiç kavun almazdık. bizim için pahalıydı tezgahı. gece yarısı kavun arabasını gözlerdim ben.
terastaki sedirde samsun sigaralarını peş peşe yakan babama koşardım, "kavuncu geliyor!"
uçarak inerdim merdivenleri, babamla bir kavun seçip evimize çıkardık. iki değil bir kavun. buzdolabımız olmadığından soğutamazdık. mutfak tezgahında beklerdi. ertesi sabah musluğun altında yıkayıp kavunu soğuturdu babam. sonra dilimlerdi. her kesişte bir heyecan cümlesi kurardı: "amauv balmış, balı bilin mi kızım ondan da datlıymış." ama çoğusu tatlı olmazdı. aslında kavun sevmezdim ben. sever gibi yapardım, yaşattığı o tatlı anlar için.
şimdi aromasını arıyorum; şekerde, dondurmada. son çocukluğumun kokusunu arıyorum çünkü o zamanlar mutluluğun kavun içi bir rengi vardı.

Hoş geldiniz nasılsınız. Hülya
YanıtlaSilUzun zamandır özlemiştik bu kısacık ama yoğun ve anlamlı yazılarınızı, umarım daha sık okuruz. Hepsi kalbe dokunuyor zira...
YanıtlaSilÖzlemişim seni ve senin duygu dolu yazılarını... İyi misin, hoş musun arkadaşım ♥
YanıtlaSilNe kelimeler geçti elimden bir bilsen...
YanıtlaSilİçlerinde baba olunca... ama işte!
Ah nerelerdeydiniz? Ama iyi geldiniz, iyi ki geldiniz...
YanıtlaSilNe güzel yazmışsınız, kaleminize sağlık. Ben de beklerim :)
YanıtlaSilSeni tekrar okumak güzel
YanıtlaSilHoş geldin.
YanıtlaSilYeni yazılarınızı bekliyoruz...
YanıtlaSilbence artık yeni yazılar gelmeli
YanıtlaSil