Oda Kitap'tan ilk alışverişimi geçtiğimiz gün yaptım. Fiyat olarak diğer sitelere nazaran cidden uygun ancak parçalı sevkiyat yaptığından sürekli kargo bekleme süreci söz konusu.
Dawkings'in 'Ataların Hikayesi' kitabını çok uzun zamandır alma arzusundaydım. Ancak fiyatı biraz yüksekti. Onun yerine üç kitap alırım, diyerek fikri öteleyip durmuştum. Nihayet bu cevheri edindim.
Kitaplar arasında manevi olarak en kıymetli olanı ise 'Allen Iverson Efsanesi'. Iverson, benim için yalnızca bir basketbolcu, bir anti-kahraman değil başlı başına bir dönem. Kitaplığımda olsun istedim. Kitaplardan bir bölümü ise hediye. İçerisinde Atatürk'ün okullarda okutulmasını istediği 'Beyaz Zambaklar Ülkesinde' kitabı da var. Geri kalmışlıktan kurtulmak için nasıl mücadele verilir, okuyup fikir edinmeli.
Bu arada fotoğraflarda yok ama Yılmaz Özdil'in Adam kitabını da babacığım Migros'tan almış. "Kitap sitelerinde imzalı olanı indirimdeydi." deyince, "Migros laik bir market, para kazandırmak gerek. Hem kim dedi imzasız, diye" dedi. İlk sayfasını açtım. "Burcuma sevgilerle... Babası" yazıp imzalamış. Tam bir pofuduk.
Kütüphanemden etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Kütüphanemden etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Cuma
Pazar
Kayaköy ve Kanatsız Kuşlar
Kayaköy, Rumların "Levissi" olarak andığı, derin köklere sahip eski bir köy. Bir yamacın kenarında birbirinin manzarasını gölgelemeyen evler, aşağıdaki ovada ise tarım arazileri var. Bu terk edilmişlik içerisinde olmak nicedir aklımdaydı ancak
Ata çok minik olduğundan gitmeyi sürekli erteledim, artık büyüdü; annesi gibi gezgin oldu.
Kayaköy'e gitmeden evvel, Louis de Bernières'in Kanatsız Kuşlar kitabını okudum. Kitap, Kayaköy'de bir arada yaşayan Türk, Rum ve Ermenilerin savaş sırasında yaşadıkları, mübadele döneminde evlerinden çıkarılıp, başka yurtlara sürülmeleri, işgal kuvvetleri ile olan ilişkileri üzerine kurulu. Kitabı büyük hevesle edindim. Yedi yüz sayfaya yakın olduğundan itiraf etmeliyim ki başlarda biraz sıkıldım. Zaten yerel ağdaki yorumlarda da "Giriş bölümünü atlatabilirseniz, elinizde bırakamazsınız." gibilerinden çokça yoruma denk gelmiştim. Çocukluk çağının anlatıldığı ilk bölüm gerçekten gereksiz, çok fazla yöresel şarkı sözüne yer verilmiş. Bunu, İngiliz yazarın Anadolu kültürünü ayrıntıları ile aktarma arzusuna bağlıyorum. Türk olmasaydım o bölümleri ben de daha selis okuyabilirdim. Her neyse sonrasında kitap beni adeta kendisine prangaladı. Sıklıkla Mustafa Kemal'den söz edilmiş. Askerin, köylünün, işgalcinin gözünden Mustafa Kemal.
Kitabı okuduktan sonra ıssız Eskibahçe'de olmak bambaşkaydı. Bu konak Rüstem Bey'in, Leyla şu pencerede taradı saçlarını, bu patikada Philothei ile İbrahim yürüdüler el ele...
Cuma
Sana Gül Bahçesi Vadetmedim
Gül fidanları arasında gezerken, adıyla örtüşen bir kitap geldi aklıma; Sana gül bahçesi vadetmedim.
Annemin elinde bir kitap görmüştüm. Bitirince okumak istedim. "Yaşına büyük bir kitap, sıkıcı bulursun."demişti. Lise yıllarındaydım. Annemin ikazına rağmen okudum, sıkılmadım aksine etkisi uzun sürdü.
O zamanlar günlüğümün arkasına her ay kaç kitap okuduğumu yazar, beğendiğim satırları not alırdım. Bu kitaptan da şöyle eklemişim defterime;
"Bak dinle sana hiçbir zaman gül bahçesi vadetmedim ben. Hiçbir zaman kusursuz bir adalet vadetmedim. Ben yalan şeyleri vadetmem hiç. Kusursuz, güllük gülistanlık dünya kocaman bir yalandır."
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)





















