Sayfalar

Gezdim Gördüm etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Gezdim Gördüm etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Salı

Eber Gölü

Afyon'da aynı adı taşıyan bir köyde bulunan Eber Gölü kuş gözlemi için çok önemli bir yer. Ancak burası, kuş gözlemciliği yerine avcılık ile anılır olmuş. Göl, labirent şeklinde uzuyor. Kopak adı verilen adacıklar üzerinde avcılık spordur bahanesi ile kuş öldürenler var. Avcılık ruh hastalığıdır!

Bu civarda yer alan evler terk edilmiş. Nasıl bir insansam yolum hep ıssızlığa varıyor. En sonunda Türkiye'nin en güzel terk edilmiş yerleri adı altında kitapçık yayımlayacağım.

Burası ne sebeple terk edilmiş bilmiyorum. Kıyıda kamış toplayan amcalardan birine sordum. Fikirsizdi. Sadece kayıkla gezmek isteyip istemediğimi sordu. Gezmek istersem vişne toplamaya giden ahbaplardan birini arayıp çağıracakmış. 3-4 saat süren göl gezintisi 100 liraymış. Zaman olsa değerlendirilebilecek teklif aslında ama dört saat nasıl geçecek, iyi bir fotoğraf makinesi ile kuşları görüntülersen belki...

Çevrede konaklanacak ya da yemek yenecek bir yer yok. Meyve bahçeleri arasından geçip göle ulaşıyorsun. Aslında avcı denen dallamalarla, dalaşma tehlikesi olmasa burası güzel bir kamp yeri. Üstelik korku faktörü de yanında.







Pazar

Sünnet Gölü Tabiat Parkı

Sünnet Gölü, yer aldığı derin vadinin bir heyelan sonucunda tıkanması ile oluşmuş. Burası tabiat parkı olarak geçse de girişteki gişeler kapalı. Herhangi bir ücret alınmıyor. Göl kenarında bir otel var. Konaklayabilir ya da bir şeyler atıştırabilirsiniz. Biz yalnızca çayır çimen gezip, yön levhalarını inceleyerek gölden ayrıldık zira Ata'nın bu sıralar ilgi alanı trafik işaretleri. Dedesinin eskiden çalıştığı sürücü kursuna ait bir kitap bulması ile daha da tetiklendi her şey. Görsel testleri çözüyor. Hayata uyguluyor, örneğin salondan mutfağa dönerken "Anne dikkat, u dönüşü yasak." diye uyarıyor serseri. Sünnet Gölü üzerindeki yön levhasının ateş altına tutulup, yere serildiğini görünce de epey öfkelendi. Tekrar yerine takmaya çalıştık. Sonra tüm gün söylendi durdu. "Neden bu kötü insanyay tabeyayı kıymış? Bak ateş yapmak yasaktıy işayeti vay ama kötü insanyay dinlememiş hep hep hep mangal yapmış." 





Pazartesi

Karlı Ankara Sabahı

Ankara'ya gitmeden evvel henüz kışlıkları bile çıkarmamıştım. Karlı bir sabaha uyanmak tatlı oldu. Az da olsa tutan kar ile sitenin bahçesinde minik kardan adam yaptık. Ata'nın heyecanı bambaşkaydı ama mevzuyu yine iş makinelerine bağlayıp, oyuncak mağazasından kar küreme aracı aldırmayı başardı. Karla tanışmasının evveliyatı var ancak hatırladığını sanmıyorum. Kitaplarda gördüğü kış ile özdeşleşen kar yağışını bu defa daha bilinçli olarak deneyimlemiş oldu.








Pazar

Kayaköy ve Kanatsız Kuşlar

Kayaköy, Rumların "Levissi" olarak andığı, derin köklere sahip eski bir köy. Bir yamacın kenarında birbirinin manzarasını gölgelemeyen evler, aşağıdaki ovada ise tarım arazileri var. Bu terk edilmişlik içerisinde olmak nicedir aklımdaydı ancak 
Ata çok minik olduğundan gitmeyi sürekli erteledim, artık büyüdü; annesi gibi gezgin oldu. 

Kayaköy'e gitmeden evvel, Louis de Bernières'in Kanatsız Kuşlar kitabını okudum. Kitap, Kayaköy'de bir arada yaşayan Türk, Rum ve Ermenilerin savaş sırasında yaşadıkları, mübadele döneminde evlerinden çıkarılıp, başka yurtlara sürülmeleri, işgal kuvvetleri ile olan ilişkileri üzerine kurulu. Kitabı büyük hevesle edindim. Yedi yüz sayfaya yakın olduğundan itiraf etmeliyim ki başlarda biraz sıkıldım. Zaten yerel ağdaki yorumlarda da "Giriş bölümünü atlatabilirseniz, elinizde bırakamazsınız." gibilerinden çokça yoruma denk gelmiştim. Çocukluk çağının anlatıldığı ilk bölüm gerçekten gereksiz, çok fazla yöresel şarkı sözüne yer verilmiş. Bunu, İngiliz yazarın Anadolu kültürünü ayrıntıları ile aktarma arzusuna bağlıyorum. Türk olmasaydım o bölümleri ben de daha selis okuyabilirdim. Her neyse sonrasında kitap beni adeta kendisine prangaladı. Sıklıkla Mustafa Kemal'den söz edilmiş. Askerin, köylünün, işgalcinin gözünden Mustafa Kemal.

Kitabı okuduktan sonra ıssız Eskibahçe'de olmak bambaşkaydı. Bu konak Rüstem Bey'in,  Leyla şu pencerede taradı saçlarını, bu patikada Philothei ile İbrahim yürüdüler el ele...












Cumartesi

Hamsilos Koyu

Güneş, kızıl yeleli bir tay hızıyla kayboluyor boşlukta. Soluk mavi denizin üzerinde kıyıya yaklaşıyor bir kayık. Aklımda Nazım'ın dizeleri, telaşsız mırıldanıyorum;

"...
Sarıldılar.

Bir kitap düştü yere. 
Kapandı bir pencere.

Ayrıldılar."







Salı

Tatlıca Şelaleleri


Erfelek Tatlıca Şelaleleri, yirmi sekiz şelaleden oluşmuş bir takım şelale. İlki hemen girişte yer alıyor, sonrakilere ulaşmak için tahta basamaklardan oluşan bir parkuru takip etmek gerekiyor. Merdivenlerin sonunda salaş bir çay ocağı var.  Közde kahve ya da yayık ayran soluklanmaya birebir. Sonrası ormana doğru bir yolculuk. Minik ile oraya kadar tırmanmak bile başarı. Kot pantolonlarla olacak iş değil, kıyafetiniz ve malzemeleriniz olmalı. Şelaleyi dinleyerek tırmanmak, kamp atmak eminim çok tatlıdır. 








Pazar

Ankara'da


Ata ile her uçuş öncesi strese giriyorum. Hoşlanacağı ne varsa dolduruyorum çantaya. Kemer bağlatmayacak diye pek korktum ama wotti de kemerlendiğinden gelişte ve gidişte hiçbir sorun çıkarmadı Ata bebek.




Sitenin hayvanları ile bol bol vakit geçirdi Atoş, bizim yabani tavşanlar gibi kaçmadıklarından evden havuç, marul taşıyıp elleri ile besledi yavruları.




Oyun, yağmurla sonlandı ama olsun yağmuru izlemek de güzel özlemiş minik.



Deniz Kuvvetleri Komutanlığı bando konserine denk geldik. Ulusal duygular ön planda sonsuz bir neşe ve coşku içerisinde eşlik ettik bandoya. Ne çok marş biliyormuşum, hoşuma gitti doğrusu.






Ve Anıtkabir... Ankara'ya her gittiğimde ziyaret ediyorum ama içimdeki heyecan hep aynı. Özlüyorum.